Menu
RSS
Başkan Menderes Türel'den Antalyalıya Teleferik Müjdesi

Başkan Menderes Türel'den Antalyalıya Teleferik Mü…

Antalya Büyükşehir Belediye Ba...

Antalya’da Konyaaltı Sahili'ne Yine Talip Çıkmadı!

Antalya’da Konyaaltı Sahili'ne Yine Talip Çıkmadı!

Antalya’da 6 kilometre uzunluğ...

Antalya’da 'Pervaneler' Çetesine 19 Tutuklama!

Antalya’da 'Pervaneler' Çetesine 19 Tutuklama!

Antalya merkezli 5 ilde 'Perva...

2 Kişinin Öldüğü Tekne Kazasında, 'Allah'tan Gelen Bir Afet' Savunması

2 Kişinin Öldüğü Tekne Kazasında, 'Allah'tan Gelen…

Antalya’da geçen yıl 3 Eylül'd...

Antalya Barosu: Anayasa Değişiklik Metni Tehlikeli Ve Yok Edicidir!

Antalya Barosu: Anayasa Değişiklik Metni Tehlikeli…

Mecliste 2. Tur görüşmeleri ba...

Antalya’da 20 Ocak İçin Planlı Elektrik Kesintisi

Antalya’da 20 Ocak İçin Planlı Elektrik Kesintisi

Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. ...

Antalya’da Aracıyla Çığ Altında Kaldı!

Antalya’da Aracıyla Çığ Altında Kaldı!

Antalya’nın Alanya İlçesi'nde ...

Antalya Halinde Biber Ve Fasulye Fiyatı Cep Yakıyor!

Antalya Halinde Biber Ve Fasulye Fiyatı Cep Yakıyo…

Antalya Büyükşehir Belediyesi'...

Antalya Barosundan İzmir Şehitleri İçin Lokma

Antalya Barosundan İzmir Şehitleri İçin Lokma

İzmir Adliyesi'ne yönelik 5 Oc...

Prev Next

Dünya dönüyor ama Orta Doğuda insanlık sanki belli bir tarihte durmuş gibi. Egemen ve güçlü olanlar, bölgede yaşayan sayıca az inanç ve etnik topluluklarının üzerine acımasızca gidiyorlar. Dünyanın görmeyen gözü önünde bir emperyal oyun oynanıyor. Gören gözler için sahne de oyuncular da senaryo da yabancı değil.

Petrolün kokusu denizleri okyanusları aşıp çok uzaklara ulaşıyor.  Yeraltı kaynaklarına, petrol kuyularına bu coğrafyada bir bekçi aranıyor. O sabırsız yeni bekçiye parlak bir kimlik hediye edilirken, bölge halkının kafalarının karıştırılması gerek. İşte bunun için, petrol kuyularının hemen yanı başındaki savunmasız, masum insanlar, acımasızca katlediliyor. Adları ister Türkmen, ister Yezidi olsun, öldürülenlerin, sakat bırakılanların, şeyhlerin sofrasına sunulan temiz kadınların tümü insan. Sakat, annesiz, babasız, kimsesiz kalan çocukların hepsi masumlar. Öldürülenlerin, yoksul ve yetim bırakılanların, iğrenççe pazarlanan çoğu çocuk yaştaki kadınların tümü, etnik ve inanç kalıpları ne olursa olsun insan. Ve o insanların insan gibi yaşama hakkı var

  Yezidiler Anadolu’da ve komşu devletlerin birçoğunda yaşayan dini-sosyal gruplardan birisidir. Küçük, dağınık ve örgütsüz bir topluluk olduklarından objektif bir tanıtımları yapılmamıştır. Dini ve ulusalcı guruplar onları kendilerine göre yorumlamış, göstermek istedikleri gibi tanıtmışlardır.  Eksik ve yanlış tanıtılmaları kapalı bir toplum olmalarından da kaynaklanmaktadır. Ortadoğu’nun mağdur halklarından ya da inançlarındandırlar.

 İran ve Mezopotamya yaşamış eski dinlerin izlerini taşırlar. Yezidi adının kökeni Fars Mitolojisi içinde değerlendirilmektedir.  İzed Farsçada tanrı anlamındaki isimlerdendir. Avesta’ daki (Zerdüştiğin Kutsal Kitabı) şekli ile Yazata sözcüğü yeze kökünden gelip ‘’tapınmak’’ anlamını taşır.  Avesta’daki övgüye yaraşan gök tanrıları için bu deyim kullanılır (Yıldırım, 2008: 440). Yezd Zerdüştti inançta hayır tanrısını karşılar. Bazı kaynaklar böyle diyor. Değişik kaynaklarda Yezidiler ile ilgili birbirinden farklı yorumlar var.

Yezit: Muaviye’nin oğlu, Emevilerin ikinci halifesi ve Emevi hükümdarı ve Kerbela katliamını yaptıran kişidir.  Yezit, Aleviler ve Ehl-i Beyt’e sevgi duyanlarca nefretle anılır, lanet okunur. Yezit bir kişi, Yezidilik ise bir inanç gurubunun adıdır. Yine de ayrıntıları bilmekte yarar var.

Yezit ve Yezidi: Ümeyye Oğullarından Muaviye Hicretin altmışıncı yılı ölünce, yerine oğlu Yezid geçti. Yezid Müslümanlıkta, saltanat sarayıyla- debdebesiyle, vezirleriyle-nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla- cellâdıyla, ihsanıyla- in’amıyla, zulmüyle-kahrıyla… ve saltanat hanedanıyla- keyfi idaresiyle, hazinesiyle ve yoksul, sürünen halkıyla kurulmuştu. Kerbela’da kendi ordusunun şehit ettiği Hz. Hüseyin’in başı, sarayında içerken, bir tabak içerisinde önüne konduğunda;

‘’Keşki Bedr’de bulunanlar sağ olsalardı da bu hali görselerdi ve sonra da bana, sevinerek elin var olsun diye seslenselerdi. Toplumun ulularını öldürdük. Bedir savaşının öcünü aldık; Haşimoğulları saltanatla oynadılar, yoksa ne gelen bir haber var, ne inen bir vahiy. Ben de anamın oğlu olmayayım. Ahmed oğullarının yaptıkları işlerin öcünü almazsam’’ demiştir. (Luhut’uf’tan, Sıbt İbn Cevzi’nin Tezkire’sin den, Belagaat’ün Nisa’dan ve Ebü’l-Ferec’in Makaatil’üt- Talibiyyin’in den naklen, sayfa, 226- 227).

İşte bu içi dışı kin dolu kindar kişi İslam âleminin başına geçmiştir. Yezid halife olmuş, Emirülmüminin diye anılmıştır (Gölpınarlı, 1997: 68-69). Bu ismi lanet ile anılan Yezid adlı şahsı bir yana bırakıp Güneydoğu illerimizde yaşayan sayıca çok az olan Yezidileri tanıyalım.

Yezid’e uydukları ve Şeytan’a taptıkları söylenen topluluk, Yezidi adıyla anılır. Yezidiler kendilerini, Ümeyyeoğullarından Mervan oğlu Abdülmelik oğlu Velid oğlu İbrahim oğlu Mervan oğlu Musa oğlu İsmail oğlu Müsafirin oğlu Şeyh Adiyy’e mensup sayarlar.

 Abbas’ul Azzavi’nin 1935 yılında yazdığı ‘’Tarih’ul Yezidiye’’ adlı kaynağa göre; Arap Emevi soyundan olan Muaviye’nin oğlunun adı Yezid’ dir. Yezidiler ise kendilerini Yezid’ in yoluna mensup sayarlar. Yezidiler Şeytan’ı  ‘’Melek’i Tavus, Tavus Melek, Tavus’ül Melaike’’      lakaplarıyla anar şeytanı mabud tanırlar. Yezidilerce Hz. Ali’yi şehit eden İbni Mulcem kutlu kişidir. Yezidiler, güneşe, aya tenasüh yani ruh göçüne inanırlar. Liderleri Şeyh Adiy’ dir.  Cilve, Mushaf-ı Raşş adlı kutsal kitapları vardır. Güneş doğarken güneşe üç kez eğilirler.  Tenasühe  (ruh göçü) inanırlar. Liderlerine ‘’mir’’ adı verilir. Yezidiler,  Kirvelik kurumunu yaşatan topluluklardandır. Her aralık ayında üç gün oruç tutar, oruçlarını şarapla açarlar. Güneydoğu illerimizde, Irak, Suriye gibi ülkelerde yaşarlar. (Gölpınarlı, 1987: 144-145) Yeni doğan çocuğu vatfiz ve sünnet ettirirler. Şeytan, kaytan (ip) sat (sel), ser, melun, lanet ve nal sözcüklerini söylemek onlara yasaktır.  Yezidi kadınlar renkli ve ipek türü elbiseler giymezler (Dini Kavramlar Sözlüğü, 2006: 700-701).

Yezid adı Yezid bin Muaviye’den gelir. Yezidiliğin kurucusu Emevi soyundan gelen Adi bin Misafir’dir. Şeyh Adi Suriye’de Baalbek civarında doğmuş, Hakkari’ye irşad için gelmiş, Laleş’de kurduğu zaviyede ehli sünneti savunmuştur. ‘’İtkadü Ehli’s  Sünne ve’l-Cema-a’’ adında bir eseri bulunmaktadır. Doksan yaşında (1160) Laleş’de ölmüştür. (Dini Kavramlar Sözlüğü, 2006: 700-701).

Yezidi lideri Şeyh Adi ile ilgili bilgiler Eyüboğlu’na ait bir kaynakta daha nettir. Şeyh Adiy, Balebek Beytü’l Kar köyünde 1075 yılında doğup 1166 da Laleş’de ölmüştür. Hacca gitmiş, Abdülkadir Geylani ile tanışmış, okumuş, bilgin olarak tanınır. Mutezile, Şiilik gibi mezheplere karşı çıktığı, Sünniliğe yakın durduğu, Muaviye yanlısı olduğu gözlemlenmektedir.

 Şehristani’nin yazdığı ‘’Milel ve Nihal’’ adlı kaynakta bu mezhebi Haricilerin İbazilik kolundan Yezid bin Enise tarafından kurulduğu yazılsa da inancın kökeninin eski çoktanrılı dinlere gittiği iki Yezidi kitabından anlaşılmaktadır (Eyüboğlu, 1993: 395-397).

Çok eski birçok ciddi kaynağın taranması yolu ile yazılmış bir kaynakta Yezidiler şöyle anlatılıyor.  ‘’Hazret-i Ali’ye düşman olan ve şeytana tapan kimselerin mensup olduğu fıkra. Hakem tayini sonucunda Muaviye ile anlaşmaya karar veren, Hz. Ali’den ayrılıp Trablusgarb’a giden Abdullah bin İbad orada etrafına çok sayıda insan toplayıp İbadiye fıkrasını kurdu. Bu fikri benimseyenler zamanla bölgede hakim duruma geldiler. Hicri 153 yani miladi 770 yılında halifeye başkaldırıp Trablusgarb’ı ele geçirdi, kendileri dışındaki Müslümanları, Hz. Ali ve Eshab-ı kiramdan çoğunu kafir bildiler. Bunlar zamanla dört guruba ayrıldılar. Bunlardan, Yezid bin Enis’e bağlı olup; ‘’ Acemden bir peygamber gelecek, kendisine gökte yazılmış bir kitab inecek, Muhammed dininden çıkacak, sabiiyye olacak, yani yıldızlara tapınacak, küçük ve büyük her günahı işleyen kimse kafir olur.’’ Diyen kimselere Yezidi denildi. Emevi sülalesinin üstünlüğünü savunan Yezidiler, on ikinci yüzyılda Abbasilerin kendilerine uyguladığı baskılar sonucu kaçıp, Kuzey Irak’ta bulunan Laleş vadisine sığındılar. Adi adlı birisi etrafında toplanıp bölgede inançlarını yaydılar. Zamanla Yezidilerin sayısı seksen bine ulaştı. Yezidiler; Adi ve Yezid bin Enise’nin insanüstü varlıklar olduğunu öne sürüp, Müslümanlık ile Hristiyanlık karışımı bir inancı kabul ediyorlardı. Bu inançlarından dolayı Osmanlılar döneminde de takibata uğradılar. Osmanlılar Yezidilere Müslüman adı verdilerse de onlar inançlarında devam ettiler. Devlete karşı isyan eden Yezidilerin bulundukları yerin dar-ül harb olduğunu, İslam askerinin bunlarla savaş edeceğine dair fetvalar verdiler. Irak, İran, Suriye, Rusya, Yemen, Hindistan, Azerbeycan ve Türkiye’de yayıldılar. Tiflis, Bakü, Erivan, Batum bölgelerinde de yaygındırlar. Türkiye’de yaşayanların kesin sayısı belli değildir.

 Rusya’da üç milyon komünist Yezidi olduğu, Irak’ta Abdüsselam hükumetinin astığı bin iki yüz komünistin içinde Yezidilerin de bulunduğunu liderleri Emavi açıklamıştır.

Yezidilerin temel inanç ve görüşleri Arapça ve başka dillerde yazılmış, Maksimilyan Bünter tarafından 1913 yılında Almancaya çevrilmiş olan ‘’Kibab-ül celve’’ ve ‘’Mushaf-ı Reş’’ adlı eserlerde anlatılmıştır. Bu güne kadar onlarla ilgili yayınlanmış hemen hemen her kaynakta, onların şeytana taptıkları, okuma yazma öğrenmenin büyük günah olduğu, İblis’e melek ve tavus dedikleri, şeytana söveni öldürdükleri, ‘’Dertleri belaları iblis yaratır’’ deyip Allah’ın varlığına inandıkları yazılmıştır. Allah’ın üç meleğinin; Melek Tavus (Şeytan), Şeyh Hadi (Adi) ve Sultan Yezid olduğunu söylerler.

Onlara göre Şeyh Hadi Allahü tealanın meleği ve Yezidilerin mürşididir. Yerin nuru ve insanlığın sevinci Melek Tavus (Şeytan) Hüda’nın elçisi ve meleğidir. Balık, bakla, geyik, horoz, lahana yemek, koyu mavi elbise giymek onlara haramdır.

Sabahleyin sarılığın belirgin olduğu vakitte, güneşe karşı ayakta durup dua okur, güneşin ilk ışınlarının vurduğu toprağı öperler. Yine güneş batarken de karşı durup yalvarır dua okurlar. Bu ibadet şekline namaz adı verirler.

Özel ve genel iki çeşit oruçları vardır. Tüm Yezidiler ocak ayında üç gün ‘’genel oruç’’ tutarlar. Oruç sabah güneşin sarılığının görüldüğü andan gün batımına kadardır.  Özel oruç din adamları tarafından 20 günü aralık, yirmi günü de temmuzda tutulur. Şeyh Adi’nin türbesini ziyarete gittiklerinde Laleş’te kırk gün oruç tutarlar. Ayrıca Hızır-İlyas içinde üç gün oruç tutmaktadırlar. Irak Laleş vadisindeki Baadır köyündeki ölülerini eylül ayında ziyaret etmeye hac derler. Sere sale yani ‘’Dünyanın yaratılış günü’’ Nevruz’u 21 Mart’ta kutlar, bu ayın ilk haftasında evlilik, alışveriş yapmazlar. Çeşna havini dedikleri yaz bayramları vardır. Nisan ayının ilk Çarşamba günü de banyo yapılmaz, herhangi bir iş de görülmez.

Bütün Yezidilerin birer ahret kardeşleri ve bacıları olması mecburidir. Dini önderleri ‘’Ruhaniler’’ ile ‘’Müridler’’ diye ikiye ayrılırlar. Müridler hiçbir vesile ruhani olamazlar. Ruhanilerin başı Şeyh Adi’nin soyundan gelen Şeyhler, beyaz giysili, siyah sarıklı en üst din adamlarıdır. Bunlardan sonra dini önder olarak Pirler gelir. Fakirler veya Karabaşlar toplumda arabulucu ve barış sağlayıcılardır. Kavvallar (Çalgı çalar ilahi söyler, dini bayramlara katılırlar.), Köçekler, Şeyh Adi türbesi etrafında hizmet eder, sancak taşır, bayramlarda korkunç derecede cezbe ile oynarlar. Avhan veya Avan denen ruhaniler Şeyh Adi’nin türbesinin hizmetkarlarıdırlar.

Abbas Azzavi’nin yazdığı Bağdad’ta 1935 yılı yayını Tarih-ul Yezidiyye ve Aslu akidetihim

Sa’id Deveci’nin yazdığı 1983 yılında Bağdad’da yayınlanan; Yezidiyye ve Sıddık Demluci tarafından yazılan Musul’da 1949 yılında yayınlanan; El Yezidiyye, adlı kaynaklar onlar hakkında en önemli bilgileri içermektedir (İsl. T. Ans. Tarihsiz. C.10: 165-167).

Dımıli Aleviler ile Yezidilerin bazı inanç pratikleri, bazı davranış kalıpları, din adamları unvanları, bıyık ve sakala verilen önem, güneşe, Nevruz gününe, Hızır’a verilen önem ve daha birçok yanları ortaktır. Yezidi inancında kadın boşamak yoktur (Taşğın, 2005:110).  İbadetlerinin tümünde Kavl adını verdikleri dualarını ederler (Taşğın, 2005: 22).  Allah’tan sonra en kutsal varlık Melek-i Tavus adını verdikleri Şeytan’dır. Melek-i Tavus meleklerin reisi anlamına gelir. Dini emirler zihinden nesilden nesle aktarılır. En kutsal renk beyazdır ve iyiliğin sembolüdür. Tanrıya özgüdür. İbadetlerini Miro’ların etrafında halka halka yaparlar (Taşğın, 2006: 152).

Yezidilerin cenaze törenleri de kendilerine özgüdür. Cenazelerinde mutlaka bir şeyh bulunur. Cenaze töreni sırasında def ve saz çalınır, yanık seslerle mersiyeler söylenir. Kadınlar ellerini göğüslerine vurarak ağlarlarken, dini önderlerinden Kaval gelip cenaze alayının önüne düşer. Cenaze alayı def, saz ve mersiyeler eşliğinde mezarlığa götürülür. Topluluktan birisi ölünün methiyesini, şeyh de telkin duasını yapar. Kabir başında geceleri ateş yakılır. Taziye üç gün sürer. Kadınlar üç gün mezarlığı ziyaret ederler. Öğle vakti mezarlığa giderken kadınlar yol boyunca def ve saz çalar kabir yakınında ellerini yüzlerine vururlar. Taziyenin üçüncü günü akşamı yapılan yemekten mezarın başına bırakılır. İnançlarına göre ölü bu yemeği o gece yiyecektir (Taşğın, 2002: 59).

Yezidilik insanların erken çoğalıp yasaların erken yapıldığı topraklara ait eski bir inançtır. Yeryüzünün her yerinde olduğu gibi bu düşünce veya inanç kalıbı da çevresindeki devlet dini olmayı başarmış diğer inanç mensuplarınca ezilmiş, yok edilmeye çalışılmıştır. 13 Ağustos 2014 günü Şarampol Caddesinde bir kahvehanede Cemil Elma adlı Diyarbakır Bismil i Yasinci (Asiuc) köyünden bir Yezidi ile tanışıp söyleştim. Dar bir zamana rast gelen görüşmemizde bana şunları anlattı.

Büyüklerimizden duyduğumuza göre atalarımız Serhat şehirlerinden Beşiri Havisk köyüne gelmişler. Buradaki Yezidilerden Şevriki sülalesinden birkaç aile Diyarbakır Bismil ilçesi Yasinci (Asiuç) köyüne gelip daha önceden burada yaşayan diğer Yezidi inançlı aileler ile kaynaşmışlar. Biz inancımız gereği Yezidi inancı dışındakilerden kız alıp vermeyiz. Pirlerimiz de sadece pir kızları ile evlenirler. Bu nedenle yöremizde yaşayan Şafii, Sünni ve Kızılbaşlara kız  verip almadık. Günümüzde de bu durum değişmedi. Yezidi inancına göre kendi dışındaki her inanç mensubu onlara kardeştir. Kardeşle evlenilmez. Liderimizin kutsal mezarı Irak Laleş şehrindedir. Liderimiz Şeyh Hadi Arap kökenli ve Şeyh Abdulkadir Geylani’nin öğrencisi iken gelip bizim dini liderimiz olmuştur. Bizim gibi Kürt kökenli değildir. Laleş dışındaki Yezidi yerleşim yerlerinde ibadet yerimiz yoktur. İstesek de yapma şansımızın olmadığını sanıyorum. Biz bu güne kadar çok ezildik hala da ezilmeye devam ediyoruz. Ezilen, horlanan, dışlanan, ekmek, aş, düzgün eğitim olanağı bulamayan güneydoğu illerinin en elverişsiz yerlerinde yaşayan biz Yezidiler hep göç etmek zorunda kalıyoruz. Doğru dürüst bir okul yüzü görmüş Yezidi sayısı oldukça azdır. Devlet eli bize hiç ulaşmadı, sosyal güvence nedir tanışmadık. Kendi dışımızdaki bölge halkından çok baskı gördük. Bu baskılar, yıldırıp aşağılamalar sonucu da çok insanımız göçe zorlandı. Gayrimüslim sayıldığımız için çevremizdeki şehir ve kasabalara gidemiyorduk. Kadınlarımızdan giden olursa günlük kıyafetinin üzerine mutlaka bir kara çarşaf giyerdi. Biz Yezidiler bıyıklarımızı Kızılbaşlar gibi uzatır, makas vurmayız. Kaba bıyıklarımı bizi ele verdiğinden güneydoğuda yaşarken şehir ve kasabalara gittiğimizde bıyıklarımızı bir poşu ile kapatırdık. Amcam Osman 1960’lı yıllarda bir iş için mecburen Diyarbakır’a gitmiş. Akşam köye dönmek için tren istasyonunda beklerken poşusu açılmış. Çevresindeki kalabalık amcamın bıyıklarından Yezidi olduğunu anlamış üzerine yürüyüp fena halde dövmüşler. O sırada tesadüfen istasyonda bulunan ve önceden kirvemiz olan Sünni inançlı biri ve arkadaşları amcamı kalabalığın elinden alıp öldürülmesini önlemişler. İnancımızdan dolayı buna benzer çok şeyler yaşadık. Bizlerden değişik zamanlarda çok adam öldürüldü. Hep acıyı yaşadık. Hastanelerde, sağlık ocaklarında bize fazla yardımcı olmazlar bir bahane bulurlarsa isteğimizi geri çevirirlerdi. Köylerimize en ufak bir devlet yardımı gelmez, komşu köyler bize düşman gözüyle bakarlardı.  Diyarbakır Bismil ilçesine bağlı Kızılbaş köylerinde yaşayanlar bizlere acır gerektiğinde yardımcı olmaya çalışırlardı. Çünkü onlarda ayrımcılığın büyük acısını yaşıyorlardı. Zaman zaman değişik konularda onlar ile yardımlaşırdık.

Sürekli olarak önce büyük şehirlere göç verdik. 1960-70’li yıllardan sonra yurtdışına özellikle Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç gibi Avrupa ülkelerine göçmeye veya mülteci olamaya başladık. Şimdi de İslami cihat örgütü denilen Işid tarafından Irak’ta yaşayan Yezidiler, Türkmenler öldürülüp, kadınların kızların ırzına geçilip, Arap zenginlerine ucuz fiyata köle olarak satılıyorlar. Kan ve gözyaşı bizim üzerimizden eksik olmadı. Barış çok güzel şey ama hani nerde, neden yok?

Şimdilik ben rahatım düşüncesinde olan insan insanlıktan nasip almamış demektir. Maalesef günümüzde yozlaşmış eğitim sistemi ile insanlar bu şekilde düşünür hale getirilmişlerdir. Ortadoğu’da bir insanlık ayıbı yaşanmaktadır. Görmemek, vahşet karşısında susmak, insanlık ayıbı işlemek suça ortak olmak demektir.

KAYNAKLAR:

Abdülbakıy GÖLPINARLI; Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, Der Y. İst. 1987

Ahmet TAŞĞIN; Yezidiler Tarih-İbadet-Örf ve Adetler, Kalan Y. Ank. 2002

Ahmet TAŞĞIN; Yezidiler, Aziz Andaç Y. Ank. 2006

İsmet Zeki EYÜBOĞLU; Tasavvuf Tarikatlar Mezhepler Tarihi, Der Y. İst. 1993

Nimet YILDIRIM; Fars Mitolojisi Sözlüğü, Kabalcı Y. İst. 2008

______ ; İslam Tarihi Ansiklopedisi C. 10,  İst. Tarihsiz

______ ; Dini Kavramlar Sözlüğü,  Ank. 2006

KK: Cemil Elma, Diyarbakır Bismil Yasinci (Asiuc) Köyü 1955